Hepimiz hayatımızın bir noktasında, bizi etkileyen sanatçıların ya da tarihî figürlerin gündelik yaşamını merak etmişizdir. Verdikleri yanlış kararlardan tutun kahve tercihlerine kadar uzanan geniş bir yelpazede tahminler yürütmüş; bu tahminlerin doğruluk payını öğrenebilmek için röportajlara, biyografilere göz atmışızdır. Ancak bu merak geçmişin izlerinde yaşayan sanatçılara sirayet ettiğinde, elimizde ihtimallerden başka pek bir şey kalmaz ki dostlar; bu tarz tahminlerin en eğlencelisi, asla doğrusunu öğrenemeyecek olduklarımızdır.
Ufak detaylardan, eserlerden, yaşamlardan hikâyeler çıkarmak; üzerine ihtimaller sıralamak…
Ben de geçenlerde yatağımda dönüp dururken kendimi Hüseyin Rahmi’nin o hiç hazırlamadığı playlisti hakkında düşünürken buldum. Ardından uyuyakaldım. Uyandığım günün sıradan işlerini, tam olarak benden istendiği gibi gerçekleştirirken zihnim, bu sıkıcı görevler silsilesinde beni eğlendirmek amacıyla bazı düşünceler savuruyordu. Ve figürler değişiyor ancak soru aynı kalıyordu: “… yaşasaydı playlistinde hangi albümlerden şarkılar olurdu?”
Yeni serimiz işte bu şekilde çekti sandalyesini yamacımıza. Beraber gürültü yapalım, sandalyesini çeken herkesle beraber saçmalayalım, eğlenelim, öylesine ihtimaller yaratalım diye. Umuyorum ki bu küçük seçki, Gürpınar’ın Heybeliada’daki o titiz, muzip ve eldivenli dünyasına şık bir selam çakar.
HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR
Hüseyin Rahmi, hepimizin aşina olduğu üzere edebiyatımızın önde gelen isimlerinden biri. Onu 2026 yılında hâlâ konuşuyor olmamız tesadüfi bir başarı değil; dönemin elitist sanat anlayışını reddederek bize bizi yine bizim üslubumuzla anlatmasının doğal bir sonucu.
Gürpınar; üzerine çıkarımlar yaparken size en çok zevk verebilecek isimler arasında oldukça üst sıralarda yer alıyor. Titizliği, sıra dışı hobileri, eve olan düşkünlüğü, keskin mizahı ve daha birçok yönüyle o, sıradan olmaya çok uzak.
1- FULL FAÇA (BÜYÜK EV ABLUKADA)
Sıradan olandan uzak demişken, Büyük Ev Ablukada’dan bahsetmesek olmazdı.
Hüseyin Rahmi’nin romanlarında insanlar çoğu zaman komik olduklarını bilmeden komiktir. Büyük Ev Ablukada’nın anlatıcıları da tam olarak böyledir. Kimse fıkra anlatmaz; hayatın kendisi kendiliğinden bir fıkraya dönüşür. BEA ve Hüseyin Rahmi’yi birleştiren şey de tam olarak bu benzer atmosferdir: Saykodelik ancak ironik biçimde huzurlu bir hava. İçinde biraz günlük olayların büyülü anlatımı, biraz da mizahın toplumun çevresinde gezinmesi var.
“Peki neden Full Faça?” derseniz cevabımız basit. Albüm bizi birçok durağa götürüyor, gezdiriyor ancak günün sonunda hep eve döndürüyor. Hüseyin Rahmi de yolculukları yalnızca eve geri dönüşü için sever.
Sanıyorum ki Gürpınar da bu albümü dinlerken bizim gibi çıldırmamaya söz verir, sormadan gelen hıçkırıklara sinirlenir, Tayyar’ın evine dönmesini beklerdi. Yağmurlar gibi anılar biriktirir, rahat uyumak için geriye değil deliye döner, sokakların karanlığında ayıklanır, olanla olamaz, taşların ağırlığı ile batmayı göze alırdı. Bütün bu heveslerin, istemesek de peşimizden geldiğini bir türlü öğrenemese de “keyfi yerinde mutsuzlardan” biri olmayı seçerdi.
Kuşkusuz Heybeliada’daki o huzur dolu evinde bu albümü dinlerken, Tayyar Ahmet’in asansör boşluğunda kurduğu ailesini çoktan yeni bir romana dökmeye başlardı. Albüm ikinciye çalmaya başladığında ise komşuların ağzından Tayyar hakkında yapılan dedikoduları çoktan kaleme almış olurdu. Eskilerden dem vurulduğunda En Güzel Yerinde Evin, güneşin ışığı sabaha iyi karıştığında ise Olanla Olunmaz açardı.
2- İSTİKRARLI HAYAL HAKİKATTİR (GAYE SU AKYOL)
Gürpınar’ın edebiyatı, rasyonel bir zihnin batıllarla, hayaletlerle ve gulyabanilerle yaptığı o büyük, görkemli ve eğlenceli kavgadır. Mahalle kültürünün o göbek atan, dedikoducu, canlı neşesini alır; içine Batı rasyonalitesini sızdırır. Peki, geleneksel İstanbul müziğini alıp onu uzay boşluğunun, progresif rock’ın dehlizlerine fırlatan Gaye Su Akyol’dan daha iyi kim anlatabilir bu tezatlığı?
İstikrarlı Hayal Hakikattir, tam olarak Hüseyin Rahmi’nin Gulyabani romanının modern ve sonik bir yorumudur. İnsanları korkutan o doğaüstü canavarların arkasındaki insani entrikaları, parayla ve hırsla dönen dolapları mizahla çözerken; Gaye Su da taverna müziğini sürrealist bir bilimkurguya dönüştürür, yalnızlığı güce çevirir.
Hüseyin Rahmi, Heybeliada’daki mutfağında o meşhur reçellerini kaynatırken eminim ki arkada Bağrımızda Taş Var ezgileri yükselirdi. Albümün o hem buralı olan hem de dünyaya yukarıdan, adeta bir uzay gemisinden bakıyormuş gibi duran tavrı; Gürpınar’ın hem bu halkın tam içinden çıkıp hem de onlara bu denli dışarıdan ve eleştirel bakabilme dehasıyla birebir örtüşüyor. Şahmeran çalarken, yeni kitabındaki kadın karakterlerin o boyun eğmez ve hafif tekinsiz repliklerini mırıldandığını duyar gibi oluyoruz.
3- DIFFERENT CLASS (PULP)
Kibirli aristokratların, burnu havada burjuvaların ve mahalle arasının o tuhaf, absürt ilişkilerinin tam ortasında; 90’lar Britanyası’nın en fırlama albümü duruyor: Different Class.
Pulp’ın solisti Jarvis Cocker, İngiliz müzik tarihinin gördüğü en büyük röntgencilerden, en keskin toplumsal gözlemcilerden biridir. Tıpkı Hüseyin Rahmi gibi; bir köşede dikilir, kalabalığa karışmaz, insanların düştüğü komik durumları yakalayıp onlardan birer sanat eseri çıkarır. İşte bu yüzden Different Class plağı, Gürpınar’ın kütüphanesinde Şıpsevdi ve Mürebbiye romanlarının hemen yanında yerini alırdı.
Albümün marşı niteliğindeki Common People, Hüseyin Rahmi’nin hayatı boyunca romanlarında dalga geçtiği o halktan kopuk, zengin ve yapay “alafranga” tiplerin suratına inen sesli bir tokattır. Gürpınar bu şarkıyı dinlerken muhtemelen bıyık altından güler, “Ben bunu Meftun Bey karakteriyle yıllar önce yazdım Jarvis evladım.” diye mırıldanırdı.
I Spy çalarken ise onu Heybeliada’daki evinin penceresinde, elinde dürbünüyle adaya yanaşan vapurdan inen insanları izlerken hayal etmek hiç de zor değil. Kimin kiminle nereye gittiğini, o gizli kapaklı mahalle dedikodularını titizlikle defterine not ederdi. Bu albüm; titiz, entelektüel ve her şeyle dalga geçen bir adamın, sınırları aşan o sınıf eleştirisinin en eğlenceli fon müziği olurdu.
4- OK COMPUTER (RADIOHEAD)
Dostlar; Hüseyin Rahmi’nin tüm o mizahi ve eğlenceli dilinin arkasında aslında çağının çok ötesinde çalışan, modern dünyanın getirdiği yabancılaşmayı ve insan ilişkilerinin yapaylığını iliklerine kadar hisseden bir zihin yatar. İşte tam da bu yüzden müzik tarihinin en büyük “modern dünya anksiyetesi” albümü olan OK Computer, Gürpınar’ın kulaklığının demirbaşlarından biri olurdu.
Hüseyin Rahmi, hayatı boyunca mikrop kapma korkusuyla yaşamış, sokaktaki insan kalabalığına hep bir mesafe koymuş ve kendi steril adasına sığınmıştır. Thom Yorke’un o dünyaya bir camın arkasından bakıyormuş gibi hissettiren, utangaç vokalini en iyi o anlardı.
No Surprises, tam olarak Hüseyin Rahmi’nin evine kapanıp dış dünyadaki tüm o “alafranga budalalıkları” kapının dışında bıraktığı anların şarkısıdır. Dinlerken muhtemelen kapı tokmağını temiz mendiliyle siler ve insanlığın o öngörülemez çiğliğine karşı kendi güvenli limanında Türk kahvesini yudumlardı.
Toplumsal normlara uymayanların, sistemin çarkları arasında komik duruma düşenlerin anlatıldığı Karma Police çalarken ise muhtemelen yeni romanındaki para için koşturan karakterlerin hazin ama gülünç sonlarını düşünür, arkasına yaslanıp “Herkes hak ettiğini bulur.” diye mırıldanırdı. Bu albüm onun o dahi ve takıntılı yalnızlığının en büyük eşlikçisi olurdu.
Dostlar, Hüseyin Rahmi’nin muhtemelen tek bir çizik bile bulamayacağınız plağında, iğne sona doğru yaklaşırken Heybeliada’nın vapur sesleri, sokak satıcıları, kuş sesleri yeniden daha bir net duyuluyor.
Gürpınar çoktan steril yalnızlığına çekildi, bizimse ihtimallerle kurduğumuz bu oyunu gülerek izliyor. Sandalyesini yamacımıza çeken, bizimle beraber saçmalayan herkese teşekkürler.
O sıkıcı gündelik görevler silsilesi nasılsa bitmeyecek.
Öyleyse bir sonraki paralel evrenin sesini açana kadar; keyfi yerinde mutsuzlar, yerlerinizi koruyun!












